Allah ile insan arasındaki bağı ifade eden 3 kavram nedir? (İzmir sıcağında düşünürken aklıma gelenler)
İzmir’de yaz sıcağı ayrı bir karakterdir. Hani dışarı çıkarsın, güneş “ben buradayım ve gitmeyeceğim” diye bağırır gibi hissedersin. Ben de o gün Karşıyaka sahilde oturmuş, bir yandan dondurma eritmeye çalışırken bir yandan kafamda bin tane düşünceyi birbirine dolamıştım. En çok da şu soru dönüp duruyordu: Allah ile insan arasındaki bağı ifade eden 3 kavram nedir?
Bunu böyle akademik bir ciddiyetle değil de, biraz sokak aklıyla, biraz iç ses karmaşasıyla düşününce olay bambaşka bir yere gidiyor. Çünkü insanın inançla kurduğu bağ, ders kitabı gibi düzgün satırlardan değil; bazen sahilde yürürken, bazen otobüste camdan dışarı bakarken, bazen de gece 03.00’te “ben ne yapıyorum?” diye tavana bakarken oluşuyor.
Ben de 25 yaşında, İzmir’de yaşayan, arkadaş grubunda sürekli saçma espriler patlatan ama geceleri kendi düşüncelerine “sen yine mi geldin?” diye söylenen biriyim. O yüzden bu konuyu anlatırken biraz ciddiyet, biraz da hayatın içinden sahneler olacak.
—
1. İman: Görünmeyeni hissetme meselesi
İman kelimesi kulağa bazen ağır geliyor. Sanki büyük salonlarda, ciddi yüzlerle konuşulan bir şey gibi. Ama aslında çok daha gündelik bir tarafı var. Ben bunu en çok İzban’da sabah işe giderken anlıyorum.
Mesela kalabalık bir vagonda ayakta gidiyorsun. Bir elinde çanta, diğer elinde “ben bu hayatı nasıl yönetiyorum?” bakışı. O sırada içinden bir şey diyorsun: “Bir şekilde olacak.”
İşte o “bir şekilde olacak” cümlesinin içinde iman var gibi geliyor bana. Çünkü her şeyi kontrol edemediğini kabul etmek, görünmeyene bir alan açmak demek.
Bir gün arkadaşım Umut’la sahilde yürürken bana dedi ki:
“Abi ben artık her şeyi planlamaktan yoruldum.”
Ben de otomatik refleksle:
“Plan yapmayınca hayat seni planlıyor zaten.”
Güldük ama sonra sustuk. Çünkü ikimiz de biliyorduk ki bazen insanın elinde sadece inanç kalıyor.
İman, sadece “inanıyorum” demek değil; bazen “bilmiyorum ama devam ediyorum” demek. İzmir trafiğinde bile bunu hissedebilirsin. Korna sesleri arasında içinden geçen o sakinlik anı… İşte orada iman kendini küçük ama güçlü bir şekilde hatırlatıyor.
Gündelik hayatta iman refleksi
Otobüsü kaçırınca “demek ki hayırlısı buymuş” demek
Sınavdan kötü not alınca bile “ben elimden geleni yaptım” diye toparlanmak
Hayatın plansızlığını kabul edip yine de yürümeye devam etmek
Bunlar küçük gibi duruyor ama insanın iç dünyasında büyük bir denge kuruyor.
—
2. Dua: İç sesle yapılan en samimi konuşma
Dua denince çoğu insanın aklına sadece ellerin açıldığı anlar geliyor. Ama benim için dua biraz daha geniş bir şey. Mesela sabah uyanıp alarmı ertelediğimde bile içimden geçen “bugün biraz toparlanayım” cümlesi bile bir tür dua gibi.
Geçenlerde Bornova’da bir kafede oturuyordum. Masada kahve, telefonda bildirimler, kafamda bin tane düşünce. Bir anda fark ettim ki içimden sürekli konuşuyorum.
“Şu işi yetiştirsem iyi olur.”
“Acaba her şey yoluna girecek mi?”
“Biraz sakinleş lütfen.”
Sonra durdum ve dedim ki:
“Ben resmen kendi kendime dua ediyorum.”
Dua, sadece istemek değil; aynı zamanda rahatlama şekli. İnsan bazen hiçbir şey söylemeden bile dua ediyor aslında. İçinden geçen o sessiz cümleler… İzmir’in akşam esintisi gibi, görünmez ama hissedilir.
Arkadaş ortamında bu konuyu açınca genelde şöyle tepkiler geliyor:
“Sen fazla düşünüyorsun ya.”
Ben de gülerek:
“Ben değil, beynim full mesai yapıyor.”
Ama işin gerçeği şu: Dua, insanın kendi içindeki karmaşayı düzene sokma çabası.
Duanın gündelik hayat halleri
Otobüs durağında “umarım otobüs hemen gelir” diye iç geçirmek
Bir mesaj beklerken telefona bakıp içinden konuşmak
Zor bir günün sonunda sadece “bugün geçti” diyebilmek
Dua bazen kelime bile olmuyor. Sadece bir iç çekiş.
—
3. İbadet: Rutinin içinde saklanan denge
İbadet kelimesi çoğu zaman çok ciddi algılanıyor. Ama ben bunu biraz daha hayatın içine yayılmış bir düzen gibi düşünüyorum. Mesela sabah kalkıp yüzünü yıkamak bile bir ritüel. İnsan kendini toparlama ihtiyacı hissediyor.
Bir gün Karşıyaka vapurunda giderken karşımdaki yaşlı amca çayını içip denize bakıyordu. O kadar sakin bir hali vardı ki, sanki dünya onun etrafında yavaşlamış gibiydi. İçimden dedim ki: “İbadet dediğin şey bazen sadece durabilmek olabilir mi?”
İbadet, sadece belirli anlarda yapılan bir şey değil; insanın hayatına yön veren bir ritim gibi. Kimi zaman disiplin, kimi zaman farkındalık.
Ben mesela bazen evde çamaşır asarken bile bir düzen hissediyorum. Saçma geliyor olabilir ama insanın içiyle dışı arasında bir uyum kurma çabası bu.
İbadetin modern şehir versiyonu
Günün karmaşasında kısa bir mola verip nefes almak
Telefonu bir kenara bırakıp sessizliği duymak
Kendini toparlayıp “devam” diyebilmek
İbadet, insanın kendi hayatına “ben buradayım” demesi gibi.
—
Üç kavram bir araya gelince oluşan şey
İman, dua ve ibadet… Üçü bir araya gelince ortaya tek bir şey çıkıyor aslında: bağ.
İzmir’de akşamüstü deniz kenarında yürürken bunu daha iyi hissediyorum. Güneş yavaş yavaş batarken insanlar sessizleşiyor. Kimse yüksek sesle konuşmuyor ama herkes bir şeyler düşünüyor. O an fark ediyorsun ki herkesin içinde görünmeyen bir bağlantı var.
Bir gün arkadaşım Ege dedi ki:
“Hayat çok karışık değil mi?”
Ben de:
“Karışık ama yine de yürünüyor.”
İşte bu cümle aslında her şeyi özetliyor.
İman sana yön veriyor, dua seni içeriden dengeliyor, ibadet ise seni hayata bağlıyor. Üçü birlikte olunca insan sadece yaşayan bir varlık olmaktan çıkıp, fark eden bir varlığa dönüşüyor.
—
Son düşünce: Sessiz ama sürekli bir bağ
Bazen en güçlü şeyler ses çıkarmıyor. Allah ile insan arasındaki bağ da böyle bir şey gibi geliyor bana. Gösterişli değil, sürekli bağırmıyor ama hep orada.
İzmir’in rüzgârı gibi… Görmüyorsun ama hissediyorsun.
Ve belki de en basit haliyle cevap şu: İnsan düşünür, hisseder, kaybolur, bulur… ama hep bir şekilde bağlı kalır.